"http://muzik.com/muzikdosyasi.mid" bloğuma hoş geldiniz - Blogcu



« Önceki |

23/4/2007

23/4/2007

Yeterki Kalbi Kırılmasın

Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen, siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi. Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti. Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah:


- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti. Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak:


- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden der'akab yerine getirdi. Barfdak yere çarpılmış ve param parça olmuştu. Padişah siyah cariyeye hitaben:


- Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi. Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:


- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!


Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu.

Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe, kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz.

23/4/2007

Bir Annenin Kızına Nasihatları

Kızım.

Akrabalarından, dost veya arkadaşlarından her kim olursa olsun, ona karşı kocanı övme. Sakın onu şikayet de etme. Aile içinde kalması gereken mahrem veya bildik şeyler de olsa anlatma.

Derler ki, “Söyleme sırrını dostuna, dostunun da dostu vardır o da gider söyler dostuna.” Bir ağızdan çıkan söz, sır olmaktan çıkar. Sırrın ucunu ele veren arkasını getiremez. İlla biriyle paylaşman gerekiyorsa bir günlük tut. Mümkünse onlarında bu tür sana anlatacaklarına fırsat verme. Bu tür söylenen veya anlatılanlar fitneye, dedikodulara ve ailelerin yıkılmasına fırsat ve zemin hazırlar. Her ne kadar sıkılır veya daralsan dahi; anne ve babana bile anlatma. Çözemediklerini akıllı ve kendinden emin olduklarınla istişare ederek çözmeye çalış.

Aile hayatının karşılıklı sevgi, saygı ve merhametle yürütülmesi temel ilkedir. Dinimiz aile reisliği vazifesini erkeğe vermiştir. Erkek ise; fizik gücüne, kuvvetine sahip, cesur ve mücadelecidir. Fizyolojik bakımdan daha zayıf olan kadınları kavvâm; gözetip kollayıcıdırlar. Ailenin dış düşmanlardan korunması, geçim ve ekonomik giderlerin temini öncelikli olarak erkeğe ait olduğundan mallarından bol bol harcamaktadırlar. Kadının; erkekte bulunmayan anneliğin verdiği yüce bir görev olan çocuğun doğumu ve bakımı ile öncelikli olarak; çocukların terbiye edilerek yetiştirilmesi, yuvada huzur ve sükûnun temininde duygusal gayret, aileye içten bağlılık gibi daha birçok üstünlükleri bulunmaktadır.

Eşinin eve geleceği saati iyi belle. Mümkün mertebe onu kapıda karşılamaya çalış. Kapıda karşılaman onu; ziyadesiyle memnun edecektir. Adamı sakın kapıda bekletme. İçeri girere girmez elindeki eşyaları al. Velev ki; sıkıntı ve moralsiz olsan bile; yumuşak ve tatlı konuş. Söylemen gerekenleri kocana söyle. Anlayamadıklarını ve meselelerini konuşma yoluyla hallet. Konuşma mesellerin yüzde doksan dokuzunu çözer. Konuşurken onun konuşmalarını kesme. Bazı konularda farklı düşünüyor olabilirsiniz. Farklı bile düşünseniz uzlaşmayı tercih et. İçinden seni seviyorum demekle olmaz. Sevgini ona mutlaka o istediği için değil, kendi tarzınla ona hissettir. Zaman zaman onun penceresinden bakmayı dene. Sizin olmayan hayatlara dalıp hayatınızı karartma. Bakış tarzın en kötü gününde bile olumlu olsun. Göz yaşlarını asla silah olarak kullanama, bu kadının zayıflığını gösterir. Bilirsin ki, evlilikte dürüstlük esastır. Zaman zaman espri yap; iyi bir espri zor günlerinizi kolay atlatmanızı sağlar. İlişkinizi kuvvetlendirmek için elinden geleni en iyi şekilde yap. Evini temiz tut. Çocuklarının yeme içmeleri, sağlıklarıyla dersleriyle yekinen alakalan.

Görevlerini bil ve yaptıklarından dolayı asla şikayet etme. Eşinin gelen eş dost ve akrabalarına güler yüz, tatlı dille hüsnü muamelelerde ve izzeti ikramlarda bulun. Eşin eve geldiğinde sakın üstün pis ve pas içinde yani çamaşır ve bulaşık kokusu olmasın. Evin içindeyken mümkün mertebe mutfakta ve banyoda, bulaşık, çamaşır gibi şeylerle oyalanma. Yapacaklarını ya onun gelmesinden önce yada mümkünü olanları tehir et. Daima yanında olmaya çalış. Hal ve hatırını sor. Onun anlattıklarını dinliyormuş gibi yapma. Onu canı gönülden dinle. Onun derdiyle dertlen, sevincine ortak ol. Sevdiklerini sev, değer verdiklerine değer ver.

Eve getirdiklerini yerinde değerlendir, çöpe atma. Ondan izinsiz oraya buraya dağıtma. Neyi sevip, neyi sevmediğini bil. Bilmiyorsan uygun şekilde sorarak öğren. Sevdiklerini yap, sevmediklerinden kaçınmaya çalış. Canı neyi çekiyorsa, onları getirip ikram et. Bazen elma armut gibi meyveleri dilimleyip bizzat ağzına koy. Çocuklarının yanında onları ona şikayet etme.

Özürlü olmadığın sürece yatarken de abdest al. Okuyacağın şeyleri biliyorsun, bilmediklerin varsa en kısa zamanda öğren. Okuyarak eksik olduğun yönlerini tamamla. Onun sıkıntılı günlerinde sözle, tatlıkla yardımcı ol. Böylesi anlarda zaruri olmayan isteklerini ertele. Yatağı yatacağı zamana doğru hazır et. Yatınca da lambayı hemen söndür. Eşinin yatakta beklemesi onu huzursuz eder. İkide bir hastayım deme. Halinden şikayetçi olma. Sürekli canlı ve dinamik ol. Sabahleyin mutlaka ondan önce kalk.. Namazdan sonra yatmayın. Onu da yatırma. Buna alışın. Özürlü bile olsan abdest al. Özürlü değilsen kuşluk namazını sakın ihmal etme. Her namazın arkında yaptığın dualarına mutlaka kocanı da ekle.

Eşine kahvaltısını erken hazırla. Onun yemesi için sende iştahla ye. Ve yine tatlı sözlerle onu görevine yolla. Eşinin bütün istek ve arzularını ima etmesine gerek kalmadan yerine getir. Onu çok sevip saydığını söyle ve hem uygula. Her fırsatta süslenip öyle çık karşısına. Cuma, bayram, mübarek geceler ve evlilik yıl dönümlerinizde mutlaka özel bir hazırlık yap. Her şeyinle adamın gözünü de gönlünü de doldur.

23/4/2007

23/4/2007

Vedasız Ayrılığıma Son Bir Veda






Seni seviyorum.
Kızma bana n'olur. Yada kızarsan kız ama öyle. Evet seviyorum seni.
Hemde hiç korkmadan, çıkarsız, hesapsız, karşılık beklemeden her zamanki
Gibi en derinden gelen bir seslenişle söylüyorum... Seni seviyorum.
Canımı iste hiç düşünmeden vereyim avuçlarına. Gel kopar kolumu, bacağımı
Sesim bile çıkmaz inan... Ama...
Gerçekler bırakmıyor dimi yakamızı. Ne kadar silkinirsek silkinelim
Düşmüyorlar üzerimizden ölümün soğuk nefesi gibi. Kalanlar ise hep kendimize
Doğru bildiklerimiz oluyor...
Biz bu aşkı bireysel yaşamaktan ileriye götüremedik ne yazık ki... Ben benim
Dedim her şeyde, sen sadece seni söyledin. Ardımıza bile bakmadık
Kırdığımızda kendi içimizdeki çocuğu bile. Hayallerimiz ne kadar can bulup
Uzadıysa, aşkımızın ömrü bir o kadar kısaldı sanki. birbirimizi
Anlamadığımızdan yakınıp sitem ederdik ya ben en çok ne birlikte olabilmeyi
Başaramayışımızı ne de ayrı kalabilmeyi beceremeyişimizi anlamıyorum. İşte
En çokta bu gerçek acıtıyor içimi...
Hiç dikkatini çekti mi? Düşündün mü? Bilmiyorum. Bu güne kadar sana her
Yazdığım yazıda, her mesajda yada mektupta, sözlerin bittiği her satırın
Sonunda neden üç nokta (...) Vardı? Hiç sordun mu bunu kendine? Belki
Dikkatini çekmedi belkide bu satırları okuduktan sonra düşüneceksin
Kimbilir.
Ama yorulma bu sefer yormayayım seni, ben söyleyeyim:
'' Aşkımız büyüdükçe, içimdeki çocuk seninle ömür kazandıkça, sesini her
Duyduğumda hergün biraz daha fazla çarpmaya yemin eden kalbim beni
Yaşattıkça, her an ,her saniye yaşama ve ölüme inat hayallerin sonsuzluğunu
Seninle tattıkça, gözyaşlarımın her damlası sana iç çekiş olmaya devam
Ettikçe ayrılık bize hiç yakışmasın diye''ydi. Adeta sensizlik kapıyı hiç
Çalmasın diye her satırda tekrarladığım bir yemindi bu...
Ama başarılı olamadım... Başaramadık... İçimizdeki sevgi büyüdükçe aşkımızın
Ömrü kısaldı, hayallerimiz sonsuzlaştıkça sevdamızın mezarına bir kürek daha
Battı... Yine ve yeniden... Tekrar tekrar canı yandı... Ama biz.
Görmezden geldik. Ya görmezden gelmeseydik. Başarabilir miydik o
Zaman. Hayallerimizi yaşatabilir miydik? Son nefesini verirken
Sevdamız onu yaşama döndürebilir miydik?
Bilmiyorum.
Severken ayrılmak böyle olsa gerek. Diri diri mezara girmek, yaşarken ölmek
Demek bu olsa gerek... Birinin canına kıymak, bile bile ölümüne razı gelmek
Bu olsa gerek... Ben sevdama veda edemedim. Yüzüm yoktu ardından ağlayıp
Feryat figan af dilemeye. Kendi ellerimle mezarını kazmışken, yok oluşunu
İzlemişken bu lanet gözlerimle nasıl ona veda edebilirdim ki...
Vedasız ayrılığıma son bir veda...
Seni sensiz yaşamak en kötü kaderse bende bu kaderime inat seni yaşatmaya
Yemin ettim.
Canımın içi (çağlar'ıma)